Bu yazıda kurgu çeşitlerini inceleyeceğiz.

Devinim Bakımından Kurgu

Görüntünün öğelerini sıralarken en önemli öğe olarak ( hareket ) belirlenmişti. Sinemada devinimin karmaşık bir öğe olduğunu ve birkaç kaynaktan doğduğunu söylemiştik. Bunlardan alıcının devinimleriyle varlıkların devinimlerini daha önce de gözden geçirmiş, kurgudan doğan devinimiyse kurgu bölümünde ele alacağımızı söylemiştik. Kurgudan doğan bir devinim vardır ama kurguyu yalnız devinim çerçevesinde ele alıp incelemek de yetmez. Kurgunun devinimden başka yönleri de vardır. Sinemada devinimin kurgudan doğan çeşidi de vardır. Bu devinimin çekimlerin sıralanışından bir çekimden öbürüne geçişten doğan devinimdir. İki çekim arasında birbirine ne denli yakınlık benzerlik olursa olsun birbirinden öbürüne geçerken ortaya az çok değişik bir durum çıkar. En yakın iki çekim bile, birinden öbürüne geçerken bir atlama, sıçrama. keskinlik duygusu yaratır. Çekimler arasındaki yakınlık azaldıkça bu duygu daha da pekişir. Doğrudan doğruya fiziksel bir atlamanın, keskinliğin yarattığı bir devinimin yanı sıra, çekimlerin kavramlarının çatışmasından doğan bir devinim duygusu da vardır. Kurgudan doğan bir başka devinim, birinci çekimdeki varlığın onu izleyen çekimdeki durumunun yarattığı devinimdir. Bu genellikle filmsel gerçeğin kullanılmasında, film hilelerinde sık sık kullanılan bir devinimdir. Diyelim ki birinci çekim savrulan mızrağın yol alışını gösteriyor. İkinci çekim ise bu mızrağın bir insana saplanmış olarak veriyor. Gerçekte iki çekim çevrilişte birbirinden ayrı zaman ve yerlerde çevrilebildiği, üstelik ikincisinde herhangi bir devinim söz konusu olmadığı halde, bu iki çekim birbirini perdede izlendiğinde izleyicide uyanan duygu mızrağın büyük bir hızla gidip adamın sırtına saplandığı ve bunun aralıksız, tek bir devinim içinde gerçekleştiğidir. Üstelik sinemacı, mızrağın yol alışını gösteren çekimi uzun yada kısa süre göstererek, gerçekte yarısı durağan olan bu devinimin hızını azaltıp çoğaltılabilir. Kurgu, yalnız yarısı devinimli, yarısı devinimsiz iki çekimden kesiksiz bir devinimi yaratmakta değil, hepsi devinimsiz olan varlıklardan devinim yaratmakta da kullanılabilir. Mermerden yontulmuş üç aslan yontusunu ele alalım; biri uyuyan aslanı, biri uyuyan aslanı biri de silkinip ayağa kalkmış aslanı göstermiş olsun. Bu üç aslan heykelinin çekimlerini uygun uzunlukta birbirine kurgu yoluyla eklediğimizde, perdedeki görüntü artık cansız aslan heykelleri değildir. Herhengi bir nedenle uyanıp, silkinip kalkan ve kükreyen bir aslandır. ( Nitekim, Potemkin Zırhlısı isimli filmde gerçekleştirilen budur. ve ayrıca bununla allogorik bir anlatım vurgulanmaktadır. ) Kurgunun yarattığı devinim çeşidine hemen bütün sanat üzerine filmlerde rastlanır. Genellikle cansız duruk gereci kullanan bütün sanat dallarının sinemada değerlendirilmesine dayanan bu filmlerde, sinemanın çeşitli olanaklarının yanı sıra kurgunun devinim yaratıcı niteliğinden de yararlanılır. ( Örneğin Lautrec’in dans eden kişileri ayak el vücut baş görüntülerinin birbirini hızlı kurguyla izlemesi sayesinde gerçekten dans ediyormuş gibi görünebilirler.

Anlatım Bakımından Kurgu

Anlatım bakımından kurgu denince, bir filmdeki konunun anlatılışına, konunun zaman içinde gelişmesine, olguların birbirini izlemesine kurgu yardımıyla verilen biçim anlaşılır. Kurguyla sağlanan bu anlatım düzenlemesi filmin tümü için olduğu gibi belli bölümleri için de geçerlidir. Anlatım bakımından kurgu genellikle, kurgunun bütün öbür çeşitlerinden çok daha büyük ölçüde, bir filmin yapısı, anlatılışı da değişir. Anlatım bakımından kurgunun başlıca beş çeşidi vardır. Bunlar düz anlatım, geriye dönüş, ileriye atılış, koşut gelişim ve zamandaş gelişimdir. Bütün bu kurgu çeşitleri filmin anlatımına değişiklik, çeşni katan, tek düzeliği gideren, izleyicinin dikkatini uyanık tutan, anlatımı varsıllaştıran, filmin yapısına zaman ve uzam boyutunun çok çeşitli görünüşlerle katkıda bulunmasını sağlayan işlemlerdir. Anlatım bakımından kurgunun en sık rastlanılan, en yalın biçimi düz anlatımdır. Düz anlatımda filmin konusu, başından sonuna dek zaman sırasına sıkı sıkıya uyarak ortaya konur, konuya giriş, sergileme, düğümleme, çözüm, düzgün bir sıra izler. Olaylar, bir neden sonuç ilişkisi içinde, düzgün, mantıklı bağlantıya gelişip ilerlerler. İzleyicinin ilgisini bütün film boyuna bu neden-sonuç ilişkisi içinde ve mantıklı bağlantı yardımıyla ayakta tutmaya çalışılır. Genellikle filmin kişileri gibi izleyiciler de nasıl bir sonuca varılacağını filmin sonuna dek bilmezler. Belirli bir ruhbilimsel çözümlemenin önem kazandığı, sonucun neye varacağının bir soru biçiminde anlığa takıldığı ruh bilimsel dramlarda çok kez düz anlatımdan yararlanılır. Olayların bir neden-sonuç ilişkisi içinde sıralanarak düğümlendiği, gittikçe karanlıklaşan bu düğümün yine mantıklı bir sonuçla çözülmeye çalışıldığı polis filmlerinde de en çok kullanılan anlatım yolu yine budur. Serüven filmlerinin, kovboy filmlerinin, tarihsel filmlerin çoğunda yine bu anlatım biçimiyle karşılaşırız. Düz anlatımın dışında diğer anlatımın biçimleri, geriye dönüş, koşut gelişim ve zamandaş gelişimdir. Bundan dolayı çözümleyici kurguda izleyici fazla güçlük çekmeden, fazla yorum paylı kalmaksızın filmi izler. Birleşimci kurgudaysa bir sahne bir kaç, hatta kimi zaman tek bir çekimden oluşur, sinemacı sahneyi bir bütün olarak genel görünüşüyle ortaya koyar. Genellikle uzun çekimlerden oluşan bu çalışmada sinemacı derinlemesine görüntüye, çapraşık ayırıcı devinimlerine, sahnenin önemli noktalarını bulmak, sahnenin çözümünü yapmak, yorumlamak izleyiciye düşer.

Uyuşum Bakımından Kurgu

Bir film bir çok çekimlerden oluşur. Film çevrilmeden önce bu çekimlerin sayıları ve nitelikleri kurgulama (decoupage) işlemiyle belirtilir. Film çevrildikten sonra da bu çekimler kurgu işlemiyle birbirine bağlanır. Dolayısıyla kurgulama ile kurgu, gerçekte aynı işlemin iki yönüdür. Her kurgulama, ilerdeki kurguya göre, her kurgu, önceki kurgulamaya göre gerçekleştirilir. Fakat kurgulama ile kurgu, aynı işlemin iki yönü olmasına, aralarında sımsıkı bir bağ bulunmasına karşın, birbirine her vakit denk düşmez. Filmin çekimlerle ayrılmış olması, başta zamanda, uzamda, devinimde olmak üzere bir çok görüntü öğesinde bir kesiklik ortaya çıkarır. Sinemacı kendi yarattığı filmsel uzam, zaman, gerçek ve evreni inandırıcı kılmak kadar, filmin akıcılığını sağlamak. yönünden de bu kesiklik duygusunu önlemek zorundadır. Bu da kurguyu büyük bir ustalıkla uygulamayı gerektirir; yani kurgulamanın yol açtığı kesiklik ancak kurguyla önlenir. Sinemacının yarattığı filmsel olgunun inandırıcılığını, filmin akıcılığını uyuşum sağlar. Uyuşum, iki komşu çekim arasında çeşitli yönlerden sağlanan birlik, bütünlüktür. Öyle ki kimi zaman kurgulamanın ön gördüğü çekimler bu uyuşum uçun yeterli değildir. Aralardaki boşluğu doldurmak için bağlayıcı çekimler çevirmek, hatta kimi çekimleri yeniden çevirmek gerekebilir. En önemli uyuşumlar devinimde, uzamda, yönde, bakışlarda, çekim ölçeğinde, alıcı açısındaki uyuşumlardır. Bunlarla ışıkta, odak uzunluğunda, eşyada uyuşum da katılabilir. Devinimde uyuşum, iki ya da daha çok çekime bölünmüş bir devinimin kesiksiz, akıcı bir biçimde görünmesini sağlamaktır. Tek bir çekimde tamamlanmış devinim için uyuşum söz konusu olamaz. Fakat bir devinim çekimlere bölünmüşse bu uyuşumu mutlaka sağlamak gerekir. Akla gelebilecek ilk olasılığın tersine, devinimde uyuşum, devinim bir çekimde bırakıldığı noktadan ikinci çekimde sürdürülerek sağlanamaz. Devinimde uyuşumu sağlamak için, çekimden çekime geçerken devinimin ufak bir parçasını atmak, yani devinimi kısaltmak, bir de alıcı açısını, görüş noktasını değiştirmek gerektirir. Birincisinin nedeni şudur; her çekim değişimi, çekim ölçeğinde bir değişiklik gerektirir. Çekim ölçeğindeki değişiklik ise alıcı açısında bir değişikliği zorunlu kılar. Bu da bizi çekim ölçeğinde ve alıcı açısındaki uyuşum konularına ulaştırır. Çekim ölçeğindeki uyuşum, birbirine çok yakın boydaki çekimlere geçmekten sakınmakla sağlanır. Örneğin bir omuz çekimden diz çekimine geçmekte hiç bir yarar yoktur. Böyle bir geçişi yerinde gösterecek kadar büyük bir görünüş değişikliğinin varlığından söz edilemez. Böyle bir değişiklik izleyicide filmin bir kopmaya uğradığı duygusunu uyandırır. Birbirinden çok uzak boydaki çekimlere geçmekten de ( çarpıcı bir etki ve özel bir efekt yapılmayacaksa ) kaçınmak gerekir. Çekim ölçeğindeki bir çekimden diğerine geçilirken kemar, konu ile ilk çekimdeki ekseninden ayrılmadığı takdirde de yine izleyiciye hoşa gitmeyen bir duyguya, gereksiz bir atlama, sıçrama duygusuna yol açar. Ancak kamera ile konu arasındaki ilk çekimde kurulan eksenden en az 30º sağa veya sola kameranın yerleştirilmesiyle bunun önüne geçilebilir. ( Bu kurala 30º kuralı adı verilmiştir. ) Uzamda uyuşum, bir çekimde yer alan varlıkların, onu izleyen çekimde de çerçevenin sağında görünen varlık, onu izleyen çekimde çerçevenin soluna geçtiği takdirde izleyicide bir atlama, bir tersyüz olma duygusu uyandırır. Genellikle filmlerde en çok kullanılan açı - karşı açı çekimlerde acemilerin en çok düştükleri yanlış da budur. Çünkü uzamda uyuşumu sağlamak için, kameranın hiç bir vakit, çekim değişirken, kamera ile konu arasından geçtiği varsayılan çizginin bir yanından öbür yanına atlamaması gerekir. Kamera her vakit, çizginin bir yanındaki 180 derecelik açı içinde kalmalıdır. ( Bu duruma 180º kuralı denir. ) Yönde uyuşum bir çekimde çerçeve içinde sağdan sola yada soldan sağa hareket etmekte olan bir varlığın, geri dönmediği, yoluna devam ettiği anlatılmak isteniyorsa, onu izleyen çekimde ilk çekimdeki hareket ettiği yönde yol alır görünmesidir. Bu da ancak yine 180º kuralı uygulanmasıyla gerçekleştirilir. Işıkta uyuşum, aynı yeri gösteren birbirini izleyen çekimlerdeki ışık şiddeti ve karakterinin birbirine uymasıdır. Odak uzaklığının ayrı ayrı olduğu mercekler perspektifi bozduğundan, konunun boyunu ve uzamdaki yakınlık ve uzaklığını değişik gösterdiğinden önemlidir. Eşyada uyuşum, aynı yeri gösteren çeşitli çekimlerde, asıl filme çekilen konunun uzam ve zamandaki yerini belirten nesnelerin hep aynı yerde bulunmaları sonucu ortaya çıkar.

Sayı Bakımından Kurgu

Sayı bakımından kurgu, belli bir filmdeki çekimlerin sayısıyla ortaya çıkar. Filmlerin sürelerinin belirli bir sınırı aşmadığını biliyoruz. Bu belirli süre içinde yer alacak çekimlerin sayısı da ancak bu sınırların elverdiği ölçüde değişebilir. Bu bakımdan, uzunluk bakımından kurgu ile sayı bakımından kurgu arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü bir filmle ne denli çok uzun çekim kullanılırsa, çekim sayısı da o denli azalır, film az sayıda uzun çekimlerden oluşur, bunun tersine bir filmde ne denli çok kısa çekim kullanılırsa çekim sayısı o denli artar, çünkü film çok sayıda kısa çekimden oluşur. Çekimlerin sayısının az ya da çok oluşu hem film türüne hem de sinema adamının deyişine bağlıdır. Örneğin bir ruh bilimsel çözümlemede, bir dramada genellikle az sayıda çekim yer alır. çünkü bu tür filmlerin yapısı gereği olguların durumların gelişmesi daha sürekli uzun çekimlere gereksinim gösterir. Buna karşılık örneğin güldürülerde çekim sayısı daha çoktur., film genellikle birbirini hızla izleyen tek tek gülütlerin ( gag ) yer aldığı kısa çekimlerden oluşmuşlarıdır. Bu filmde çok sayıda kısa kısa çekimler ya da az sayıda uzun çekimler kullanılmamasının aynı zamanda sinemacının tutumuna bağlı olduğunu, sinamacının deyişinden ileri geldiğini biliyoruz. Birinci tutuma çözümleyici tutum, çoğu kez derinlemesine görüntü işlemine bağlı olarak başvurulan ikinci tutuma da birleşimci tutum dendiğini daha önce görmüştük. Kurgu bakımında da birincisine çözümleyici kurgu ikincisine birleşimci kurgu denir. Bunun nedeni, çözümleyici kurguda sinemacının sahneyi çok kısa çekimlere bölmesi, sahnenin bütün ayrıntılarını vermesi, olgunun en küçük parçalarını ortaya koyması, böylelikle izleyiciye hemen her şeyi önceden hazırlamış, açıklamış, çözümlemiş olarak sunmasıdır. Bundan dolayı çözümleyici kurguda izleyici fazla güçlük çekmeden, fazla yorum paylı kalmaksızın filmi izler. Birleşimci kurgudaysa bir sahne bir kaç, hatta kimi zaman tek bir çekimden oluşur, sinemacı sahneyi bir bütün olarak genel görünüşüyle ortaya koyar. Genellikle uzun çekimlerden oluşan bu çalışmada sinemacı derinlemesine görüntüye, çapraşık ayırıcı devinimlerine, sahnenin önemli noktalarını bulmak, sahnenin çözümünü yapmak, yorumlamak izleyiciye düşer. Kaynak: Sinemaya Giriş (Prof. Dr. Jur. Alim Şerif ONARAN)