Yapı Türleri
Senaryo Yazımı Ağustos 17th, 2007Bu konuda genellikle kabul gören ikili bir ayrimdan söz edilebilir. Bazi kuramcilar, yapi türlerinden söz ederken, formülcü yaklasim’la açik yapi arasinda ayrim yaparlar.Formülcü yaklasim, yapisal ilkeleri bir formül içinde sistemlestirmeye çalisarak, bunlari seyirciyi etkileme güçleri açisindan ele alir. Olay örgüsünün amaci en üst düzeyde etki ve duygu yaratmaktir ve olay çizgileri bu duygulari en üst düzeyde tutacak biçimde gelistirilir. Burada temel amaç mümkün oldugunca güçlü bir özdeslesme yaratmaktir.
Formülcü yaklasim bir yandan sematikligiyle, asiri biçimciligiyle; öte yandan ise abartili sürpriz ve merak ögeleriyle taninir. Kuskusuz bunun nedenlerinden bir tanesi, temel amacin haz ve eglence olarak belirlenmis olmasidir. Benzer olay örgüleriyle klise tip ve karakterlerin tekrari, hatta ayni yildiz oyuncularin sikça boy göstermesi, en bilinen formüllerdir.
Formülcü yazarlar sikça küçümsenir, ancak onlarin aptal olduklari sanisina kapilmamak gerekir. Yazdiklari senaryolara etik ve ideolojik açidan itirazlarda bulunulabilecegine karsin, öyküleme konusunda onlardan çok sey ögrenilebilecegi asla göz ardi edilmemelidir. Hatta yazarliga baslangiç için, formüle dayali programlarin çok yararli oldugu da bilinir. Antonioni bir keresinde söyle demistir: “Kurallari yikmak için, önce onlari bilmek gerekir.” Godard gibi Fransiz Yeni Dalga’sinin önemli yönetmenleri de Hollywood’a ilgi göstermis ve buradan çok sey ögrenmislerdir. Douglas Kellner ve Michael Ryan, Politik Kamera adli kitaplarinda su önemli saptamada bulunurlar: “Popüler kültür özsel/kaçinilmaz olarak muhafazakar degildir. Biz sürekli olarak popüler kültürün muhafazakar kullanimlariyla karsi karsiya kaldigimiz için bu saniya kapiliriz. Ilerici bir popüler kültürün zemini genisletilmedikçe ve bu zeminde yeseren ürünler çogalmadikça da bu sani devam edecektir.” Sermaye ve iktidar denetimi karsisinda daha özerk olan kimi TV kuruluslarinda yayinlanan TV dizileri, TV dizileri kavraminin çagristirdigi kötü anlamlari hiç de tasimayan dizilerin varolabilecegini gösterir. Burada BBC’nin kamu yayinciligi çerçevesinde yaptirdigi bazi diziler örnek verilebilir. Özgürlük ve esitligi tesis ettigi söylenen sosyalist ülkelerde de televizyon kanallari ve dolayisiyla diziler vardir. Mükremin’le Aynali Tahir’i bir ve ayni sey olarak göremeyecegimiz açiktir. Ama yapisal açidan incelendiklerinde pek çok benzer anlati teknigine basvurduklari görülecektir.
Formülcü yaklasim televizyon yapimlari için büyük önem tasimaktadir. Bu programlar özellikle ABD’nde ya üç ya da dört sekanslik yapilar içerisinde kurulurlar.
Üç sekanslik yapinin ilk sekansinda problem/çatisma ortaya konur. Bu ana karakteri kisisel olarak ilgilendiren ve öyküyü harekete geçiren bir sorundur. Ikinci sekansta sorun çözülmeye çalisilir. Bu girisimler beklenmedik isler nedeniyle sürekli aksar. Iyiye gider gibi görünen durum, her defasinda daha da kötü bir gidisat dogurur. Üçüncü sekansta ise, alinan tüm tedbirlere ragmen çözüm konusu en umutsuz noktaya varir. Ancak heyecan verici bir doruk noktayla sorun çözülür.
Dört sekansli yapida üç sekansli yapinin ilerleme modeli izlenmekle birlikte, sekanslar birer reklam kusagi ile birbirinden ayrilir. Bu nedenle de her sekans için heyecanli bir sonuç yazilir: gerilimli bir an, yeni bir sorun ya da tehdit, sürprizler… Programin en basinda ise, programa ilgiyi saglayan ve sorunun sunuldugu kisa bir bölümden olusan bir teaser yer alir. Programin sonunda ise, öyküyle ilgili açik kalan noktalarin giderildigi bir kisa bölüm yer alir. Genellikle her sekansta üç ya da dört tane olay çizgisi gelistirilir.
Açik yapi kavramiyla ise, daha çok çagdas sinemanin daha serbest ve açik formlari kastedilir. Bu tarzda çalisan yönetmenler -Antonioni, Bergman, Bunuel. Fellini, GGodard, Resnais…- geleneksel anlati sinemasina degisik yaklasimlar getirmislerdir.
Bu filmlerin bir özelligi bizzat anlati anlayisina karsi çikmalaridir. Öyküden çok sinematografik süreç önem tasimaktadir. Bu, geleneksel sinemanin gerçekçilik anlayisinin elestirisiyle birlesmektedir. Yönetmenler sikça filmi kesintiye ugratarak, izleyiciye izlediginin bir film oldugunu hatirlatirlar. Oysa sözgelimi Hollywood sinemasi izleyicinin özdeslesmesini aksatan bu tür izleri yok etmek için olaganüstü bir dikkat gösterir. Hollywood’un klasik dekupaj olarak adlandirilan bu gerçekçi tutumunun yadsinmasi ve film yapim sürecinin sikça gözeler önüne serilmesi, politik ve ideolojik bir elestiri boyutu da tasir.
Bu tür filmlerde, yapi daha dolayli ve belirsizdir. Öyküler daha az dogrusal, daha az mantiksal ve daha az amaçsaldirlar. Olaylar, bazen olay örgüsüne katkiya bulunmayabilir ve belirsiz nedenlerle ortaya çikabilir. Bazen bu tür olaylarin yer almasi, ilerleyen öyküyü kesintiye ugratabilir.
Sikça atlamali bir yapi söz konusudur. Izleyiciye çok az sey açiklanir ve bazi seyler atlanarak disarida birakilir. Ancak bu atlamali yapi gelisim çizgisinin anlasilmasini aksatmaz yine de. Olaylar ve öykü ögeleri arasindaki baglantilar çikartilarak epizodik bir anlatim yeglenir.
Formülcü Yaklasim Açik Yapi
Güçlü olay örgüsü Karakter incelemesi, epizodik anlatim
Dogrusal gelisim Siçrama/atlama
Klasik dekupaj/gerçekçilik Gerçekçiligin kirilmasi/kendini ifsa etme
Açik Yapi’da, olay çizgileri arasindaki iliskiler gevsek oldugu gibi, sikça net bir öykü çizgisi de yoktur. Çizgiselligin yerine döngüsellik tercih edilir. Sikça leitmotifler ve olaylari birlestiren daha alternatif bütünlestirirci unsurlar kullanilir. Karakterler ön plana çikarilir. Izlenen öykü çizgisi yarida birakilarak karakter uzun uzun incelenmeye, takip edilmeye baslanir. Tematik, sembolik ya da metaforik ögeler agirliktadir. Filmlerin anlamlari açikça belirtilmemistir. Anlamli baglantilar kurabilmek için çogu kez bu metaforlardan ve sembolik ögelerden yararlanmak gerekir. Dogrusal gelisime bagimlilik en alt düzeydedir. Gerçek zamanin gelisimine pek önem verilmez. Sikça ileri ya da geriye atlanir. Bununla da kalmaz, flashback içinde flashbacklere rastlanir örnegin.
Bazen de farkli zaman dilimleri haber verilmeden içiçe islenir. Atlamali gelisim için, öyküden beklenen sahneler çikartilir ve yerlerine daha az önemli sahneler sunulur. Dolayisiyla devamliliktan yoksun olus söz konusudur. Bu da belirgin bir gelismenin olmayisiyla sonuçlanir. Öykü bir yöne dogru gelisirken birden kesiliverir. Bazen gösterilmeyen seyler çok daha önemli olabilmektedir Öte yandan gevsek dokulu yapim tekniklerine de sikça basvurulur. Örnegin kesme yapilirken siçramalarin meydana gelmesi olagan görülür (oysa Hollywood’da bunlar ‘devamlilik hatasi’ olarak görülür). Yine olagandisi uzun kaydirmalara yer verilir.(Godard ve Antonioni’nin 8′er dakikalik kaydirmalari ünlüdür). Bütün bunlari klasik gerçekçilikten uzaklasma anlaminda degerlendirmek gerekir.
Yapim sürecinin ifsa edilmesi de bu çerçevede okunmalidir. Örnegin oyuncularin dogrudan kameraya bakip seyircilerle konusmalari ya da soru sormalari. Oh Lucky Man filminde basrol oyuncusu, aldigi rol için kutlama partisi vermektedir. Baska bir filmde ise basrol oyuncusu izleyicilere dönüp, hirsizlik sanigi hakkinda su soruyu sorar: “Besyüz paundumu çalarken onu gördünüz mü?” Tarihsel filmler çeken bazi yönetmenler ise, 18. Yüzyilda geçen filmlerde canli röportajlara yer vermislerdir.
Bu dönemlik bu kadar yeter. Bol bol film izleyip, senaryo ve sinematografi dersinde ögrendiginiz kavramlara iliskin kendi örneklerinizi bulmaya çalisin. Bu çok basit: televizyonu açip, karsisina geçin; dizileri, filmleri izleyin ve derste size varligi hatirlatilmaya çalisilan senaryo ve sinematografi kurallarini farketmeye, karsilastiklarinizin adini koymaya çalisin. Hayranlik duyup özeneceginiz bir iki yönetmen ya da senarist mutlaka çikacaktir. Taklit etmekten de korkmayin: ögrenmenin ve yapmanin ilk adimidir çünkü.
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.