Bir Küvet Hikayesi
Editörün Seçtikleri, Kurmaca Filmler Ağustos 20th, 2007Mehmet Selçuk Bilge’nin yönettiği film Nazım Hikmet’in aynı adlı şiirinden esinlenerek çekilmiş. 42. Altın Portal Film Festivali’nde en iyi film adayı olmuştur.
“Bir Küvet Hikayesi yazısı için 3 Yorum yapıldı.”
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.
Ağustos 31st, 2007 at 10:07
güzel…kız güzel oynuyor…nazım hikmet!
kadrajlar güzel…renk öyle…perdeler!
kostüm! bir şiiri filmleştirmek zordur zaten…adamda iyi oynuyor…kaşları biraz kalın ona rağmen iyi ama…kız birazcık daha derinleşebilirmiydi acaba…adamla konuşma anında evde…müzikleri iyi seçmişsiniz…feryatlar, kadrajlar…hayal edilen ölüm görüntüleri…siyah beyaz olabilirmiydi acaba?…dediğim gibi filimleştirmesi zor bir şiir…ama başarmışsınız…elinize sağlık…:)
Ekim 14th, 2007 at 13:14
nazım’ın en sevdiğim şiirlerinden biridir. Ancak bence en önemli bölümü atlanmıştır. Şiirin geçtiği mevsim kıştır. Fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi der şair. Oysa çekimin yapıldığı mevsim itibariyle çamura dönüştürülmüş. Bununla da kalmamış,
Dışarda kar yağmaya başladı.
Bir tek gecelikle çıkmak balkona :
Zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
Hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
Yaktım sobamızı.
İyice ısınmak lâzım ilkönce.
Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
Pencereye, kara bakıyorum :
«Eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar…»
Babam bu şiiri çok severdi.
Sen beğenmezsin.
«Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan…»
Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« … gibi kar
düşer düşer ağlar…»
Oturdum balkonda iskemleye.
Havada çıt yok.
Karanlık bembeyaz.
Uykudayım sanki.
Sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
Üşümüyordum.
Kederim duruluyor
berraklaşıyor.
Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
Feneryolu’ndaki çınar
150 yaşındaymış.
Ömrü bir gün süren böcekler.
Gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
İnsanın yüreği ve kafası var…
İnsanın elleri…
İnsan?
Ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
Onların insanları,
bizim insanlarımız.
Ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
Sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet…
Kar durdu.
Sökmek üzre şafak.
Utanarak
odaya döndüm.
O anda uyansaydın
sarılıp boynuna…
Uyanmadın.
Evet,
çok şükür nezle bile değilim.
burda sınıf vurgusu önemlidir. Kendini dünyanın merkezine koymuş insanlar, sınıf bilincinden uzakta yaşayan işçi sınıfı ve kendi dünyalarında dünyanın sonu sandıkları acılar… Küçükburjuva yaklaşımı alaşağı eder nazım. Aynı zamanda şiirin en içli bölümüdür. Kendini sorgularken dünyayı sorgulamaya dönmektedir. İŞte fahire’yi tekrar muhabbetle kocasının yüzüne baktıran şey budur.
Yani ironim23′e katılımıyorum. Bu şiir filme en müsaitnazım şiirlerinden biridir. Ama mevsim yüzünden (!) gerçekten kısaltılmıştır. Burda kadın erkek arasında yaşanan bir ihanetle sınırlandırılmış ve şiir kendi amacının dışında gösterilmiştir.
Ocak 10th, 2008 at 21:10
müziklerle sahneler birbirleriyle çok uyumlu. oluşturulmaya çalışılmış olan atmosfer de çok başarılı.