Yeşilçam ve Spor
Editörün Seçtikleri Mayıs 18th, 2008
Türk sinemasında Batılı anlamda gerçek “spor filmleri”ne rastlamak hiç kolay deÄŸil. Ama YeÅŸilçam’ın sporu ve sporcuyu tümüyle ihmal ettiÄŸi de söylenemez. İşte sinemaya transfer olan sporcuları, perdede kendilerini oynayan futbolcular ve ÅŸampiyon boksörleriyle YeÅŸilçam’ın spor macerası…
1930′lu yılların spor otoritelerinden Fransız Pierre de Coubertin, “Sporcu ve Sinema” baÅŸlığı altında yazdığı bir yazıda bu iliÅŸkiyi şöyle dile getirir:“Sporda hataları düzeltmek ve denetim altında alabilmek için en etkin yöntem hareketi izlemektir. Sporu ancak antrenörünün ve oyun arkadaÅŸlarının gözlemlerine dayanarak hatalarını görebilir. Oysa bir sporcunun yaptığı hataları kendi gözleri ile görmesi kadar yararlı bir ÅŸey olamaz. İşte sinema burada devreye giriyor. Mükemmeli yakalamak için sporcunun ve kameramanın birlikteliÄŸi kaçınılmaz.”
Evet, bu “birlikteliÄŸin kaçınılmazlığı” Dünya Sinema Tarihi’ne birçok “sporcu aktör”ü kazandırmıştır. ÖrneÄŸin 20 filmde oynayan 1912 Olimpiyatları’nın efsanevi atleti İsveçli Jim Thorpe, 1924 ve 1928 olimpiyatlarının 5 altın madalyalı yüzücüsü Johnny Weismuller, jimnastikçi Frank Merril, 1928 olimpiyat ÅŸampiyonu Herman Brix, Amerikan futbol yıldızı Lex Barker ve Buster Crabble. BirçoÄŸunu “Tarzan Filmleri”nden tanıdığımız bu sporcu aktörlerin içinde en unutulmazı, kuÅŸkusuz Johnny Weismuller’dir. Kadın sporcu oyuncular arasında ise buz patenci Sonja Henie ve sinema tarihinde “su perisi” adıyla ün yapan Esther Williams.
Dünya sinema tarihinin futbola adanan ilk filmi “The Winning Goal” adıyla 1920′de İngiltere’de çekilmiÅŸ. 20 AÄŸustos 1991 tarihli bir İtalyan gazetesinin (La Gazzetta dello Sport) araÅŸtırmasına göre ise boks, sinemaya en çok konu olan spor türü. 179 filmle 9 yıl öncesine dek birinci sırada.
Türk sinemasında bugüne dek böyle bir araÅŸtırma yapılmadığı için, sayısal açıdan hangi spor türünün bizim sinemamızda öne çıktığı kesinlik kazanmış deÄŸildir henüz. Ancak, görebildiÄŸimiz kadarıyla “güreÅŸ” ve “futbol”un, kimi sahnelerde veya konuyu bir bütün olarak ele alan filmlerde daha öne çıktığını söyleyebiliriz. Kaldı ki Osmanlı Åženlikleri’nde yer alan binicilik, okçuluk gibi milli spor türlerinin içinde özellikle de “güreÅŸ”, bir “ata mirası”mız sayılır. Ve konunun tarihçilerine göre “pehlivan güreÅŸinin altın devri”, kendi de bir güreşçi olan Sultan Abdülaziz’in döneminde yaÅŸanmıştır. “PadiÅŸah pehlivanı” Kel Aliço, Amerika dönüşü bindiÄŸi transatlantiÄŸin geçirdiÄŸi kaza sonucu altınlarıyla birlikte sulara gömülen Koca Yusuf ve “ilk cihan ÅŸampiyonu”muz Kara Ahmed, Sultan Abdülaziz’den Sultan II. Abdülhamit’e dek uzanan bir dönemin ünlü güreşçileridir.
İlk Sporcu Sinemacı Burhan Felek
GüreÅŸ, boks ya da futbol gibi sportif öğeleri içeren sahneler, ilk kez hangi filmle girmiÅŸtir Türk sinemasına? Birçok filmin, depo yangınları sonucunda yokolması nedeniyle bu soruya kesin bir yanıt vermek elbette kolay deÄŸildir. EÄŸer konuyu gerçek sporcu kimliÄŸiyle ele alırsak, Türk sinemasındaki bu “ilk vuruÅŸ”u, 1918′de çekilip de kayıplara karışan “Alemdar Mustafa PaÅŸa” filmiyle Burhan Felek’in yaptığını görürüz. Futbola KuÅŸdili ve İbrahim AÄŸa çayırlarında (Kadıköy) baÅŸlayan Felek, o tarihte Anadolu Kulübü’nün de “reis”idir (baÅŸkanı). Ve takımda solhaf oynamaktadır. Sporcu bir gazeteci olan Burhan Felek, “Alemdar Mustafa PaÅŸa”nın senaryosunu yazdığı gibi, Kenan Erginsoy’la birlikte operatörlüğünü de (görüntü yönetmeni) yapmıştı. Filmin yönetmeni de gazeteci dostu Sedat Simavi’ydi. Felek bir anısında ÅŸunları yazar:
“66 yıllık spor hayatım var. Bu merak saikasıyla 1908 tarihinde Üsküdar’da ‘Futbol’ adında haftalık bir spor gazetesi çıkardıktı. Dört nüsha yayınlanabildi. Paramız bitti kapadık. Bu, Türkiye’de çıkan ilk spor mecmuasıdır.”
Felek, 1940 yılında da Muhsin ErtuÄŸrul’un yönettiÄŸi “Nasreddin Hoca Düğünde” adlı filmin senaryosunu yazarak sinema iliÅŸkilerini sürdürecektir.
Faruk Kenç’in 1947′de yönettiÄŸi “Karanlık Yollar”, bir aile faciasını içeren dramatik ağırlıklı bir filmdir. Konunun bir çiftlikte geçmesi nedeniyle davullu zurnalı bir yaÄŸlı güreÅŸ sahnesi eklenmiÅŸtir. Bu, Türk sinemasının ilk güreÅŸ sahnesi midir? “İlk”dir ya da deÄŸildir. GeçmiÅŸin ayak izleri çok net olmadığından sıhhatli bir yanıt vermek de zordur. ÖrneÄŸin 1949′da çekilen “Ölünceye Kadar Seninim”, “bir futbolcunun baÅŸrolünü oynadığı ilk film”di bir saptamaya göre. O dönemde Galatasaray takımının ünlü bir futbolcusu olan Bülent Eken’in baÅŸrollerden birini paylaÅŸtığı elbette doÄŸruydu ve Erman Åžener’e göre de kendini oynuyordu. Galatasaray-Fenerbahçe maçından çeÅŸitli görüntüler izlediÄŸimiz filmden bir yıl önce, Bülent Eken kadar “yıldız futbolcu” olmasa da baÅŸrol oynayan bir baÅŸka futbolcu vardı. “Damga” filmiyle Turhan Ün. Sonradan yönetmen olan Memduh Ün’ün o yıllardaki oyunculuk adıydı. Ve Memduh Ün, BeÅŸiktaÅŸ takımıyla Ankara karmasında oynamış bir futbolcuydu.
Çekiç Atma Åžampiyonundan Hayrabolulu Süleyman’a…
1950-60 arası, sporcu-sinema iliÅŸkileri açısından oldukça hareketli geçer. OyunculuÄŸa soyunan çeÅŸitli sporcu tiplerini bu dönemde görürüz. Çekiç atma ÅŸampiyonundan, yüzme ÅŸampiyonuna ve ünlü güreşçilere dek… Yalnızca gerçek sporcularımız mı? Beyaz perdede kendilerini oynayan ünlü sporcularımızın yanısıra ünlü yıldızlarımız da konu gereÄŸi sporcu rolleriyle kamera karşısına çıkacaklardır.
Kılıktan kılığa giren 1950′li yılların ünlü komedyeni İsmail Dümbüllü, konusu üzerine kurulan bir filmde ortalığı birbirine katan bir boksörü canlandırır. “Dümbüllü Sporcu”dur filmin adı. Müzikal bir komedi olan “İstanbul Çiçekleri”, Galatasaray-Fenerbahçe takımlarının bir maçıyla baÅŸlar. “İstanbul Yıldızları” da müzikal bir film olmasına karşılık olaylar bir futbol maçı çevresinde geliÅŸir. Maçı hangi takım kazanacaktır? İki taraftar iddiaya girer. Maç günü yaklaşırken iddiacılardan biri karşı takımın golcü futbolcusunu güzel bir kızla yurtdışına kaçırtır. Maçın oynanacağı gün, yerine bir uÅŸak çıkartılır. Ünlü futbolcu, maçın ikinci yarısına yetiÅŸerek iki gol atar ve takımını zafere ulaÅŸtırır. Ünlü futbolcu rolünü oynayan yanılmıyorsak Muzaffer Hepgüler’dir. “İstanbul Yıldızları”, dönemin kısıtlı ÅŸartları içinde ne denli ilkel kalsa da sonuçta maç ağırlıklı bir “ilk film” ve bir “futbol parodisi”dir.
Lütfi Ö. Akad’ın yönettiÄŸi bir casusluk filmi olup konusu düşman iÅŸgali altındaki İstanbul’da geçen “İngiliz Kemal Lawrence’e Karşı”, genelde olumlu notlar almasa da bir gazeteci, boks sahneleriyle ilgili ÅŸunları yazar:
“Filmde, bugüne kadar hiçbir yerli eserde görülmemiÅŸ bir boks sahnesi vardır ki, üzerinde tam üç hafta çalışılmış ve hakikaten müstesna bir ÅŸekilde meydana getirilmiÅŸtir… DiÄŸer bir hususiyet dövüş sahnelerinde oynayanların hakiki boksör oluÅŸu ve yumruklarını iyi kullanmalarıdır.”
Yıllarca milli forma giyip çekiç atma ÅŸampiyonu olan Tamer Balcı, Türk sinemasının “yerli Tarzan”ıydı. “Tarzan İstanbul’da” adlı filmde daldan dala atlayarak atletik bir vücut sergiler. 1952′de “Yavuz Sultan Selim AÄŸlıyor” gibi tarihsel filmlerde oynayan Lale OraloÄŸlu da 400 metre yüzme ÅŸampiyonu ve Türkiye gülle atma ikincisidir. OraloÄŸlu, byük ihtimalle Türk sinemasıyla iliÅŸki kuran ilk hanım sporcumuzdur.
Yine bu dönemde birer yıl arayla iki ünlü güreşçimiz, YeÅŸilçam’a transfer olur. Celal Atik “Yörük Ali”yle, Hayrabolulu Süleyman da “İlahi Güreşçi” filmiyle. Her iki film, güreşçi yaÅŸamları üzerine kurulmuÅŸ ilk yapımlardır. Celal Atik, Sultan Abdülaziz döneminin ünlü güreşçilerinden Yörük (Yürük) Ali’yi canlandırır. Hayrabolulu Süleyman ise, trajik bir sonla yaÅŸama veda eden efsanevi pehlivan Koca Yusuf’u oynar.
1960′lı Yıllarda Futbol Yıldızları.
BeyoÄŸluspor’da bir süre santrafor oynayan Hasan Kazankaya 1957′de film yapımcılığına baÅŸlayıp sporcu-sinema iliÅŸkilerini sürdürse de futbol sinemasının ve futbol yıldızlarının ağırlıklı olduÄŸu dönem 1960′lı yıllardır kuÅŸkusuz. Dönemin ilk baÅŸlarında boks sahneleri öne çıkar gibi olur. Orhan GünÅŸiray, Metin Erksan’ın “Oy Farfara Farfara” adlı filminin bir sahnesinde boks eldivenleriyle kamera karşısına çıkar. Ama gerçek ve asıl boksör Aydın Demir’dir. 1961 yılında Türkiye Boks Åžampiyonu olan Demir, “monÅŸer” rolüyle “Yaban Gülü”nde oynar. Giderek de birçok filmde oyunculuÄŸunu sürdürür.
Boks ringlerinin hemen ardından “yeÅŸil sahalar” girer görüntüye. Top peÅŸinde koÅŸanların bir bölümü futbolcu olmayan oyunculardır 1960′lı yılların baÅŸlarında. Suphi Kaner ve Fikret Hakan gibi… Bir güldürü filmi olan “Gol Kralı Cafer”de Suphi Kaner, iki kiÅŸiliklidir. Yani hem kaleci, hem de kahveci çırağıdır. Fikret Hakan serseri bir futbolcuyu oynar “AÅŸk Yarışı”nda. Aralarında paylaÅŸamadıkları “esas kız” rolündeki Türkan Åžoray’ı elde etmek için birbirleriyle savaÅŸan bir futbolcuyla bir mimarın iktidar mücadelesidir anlatılan. Bu temel öykü içinde antrenör ve menajer gibi futbol dünyasının diÄŸer karakterleri de yer alır yan tipler olarak. Yönetmen Mehmet Dinler’in “üstün erkek tipolojisi”ne uygun klasik çözümlemesiyle “esas kız” futbolcuya kalır…
Hayatı macera ve skandallarla dolu bir “olay futbolcu” Varol Ürkmez. Medyatik adıyla “panter kaleci” Ürkmez’in yaÅŸamı bir romandır. Futbol yazınında bir adı da “Åžikeci Varol”a çıkan, İzmir Altay’dan sonra BeÅŸiktaÅŸ ve Galatasaray takımlarında oynayan, milli forma giyen Ürkmez, 1963′te sinema oyunculuÄŸuna baÅŸlar. “Kavgasız YaÅŸayalım” adlı filmiyle… Varol’un film teklifleri almasının nedeni, futboldaki baÅŸarılarıyla skandal dolu fırtınalı yaÅŸamından kaynaklanır. Çünkü sürekli magazin basının gündemindedir.
Üçüncü filmi “Åžekerli misin Vay Vay”ın stadyum sahneleri, Fenerbahçe-Altay maçı sırasında çekilecektir. O yıllarda Varol, Altay takımının kalecisidir. Lig maçı uzaktan kamerayla görüntülenirken, Fenerbahçe’nin ünlü futbolcusu Lefter, önündekileri çalımlayıp Altay kalesine ÅŸutunu atar. Varol, ünlü uçuÅŸuyla havada topu kapıp, kendini izleyen film kamerasına pozlar verince Lefter bozulur (Varol anılarında böyle aktarılıyor). Ardından hakeme yaklaÅŸan Lefter der ki: “Bre hakem bey. Burada maç mı oynuyoruz, yoksa film mi çeviriyoruz? Åžu Varol denen adama baksana, kaleci deÄŸil aktör…” Evet Varol Ürkmez, kamera karşısında hem futbolunu oynamakta, hem de film çevirmektedir.
Varol Ürkmez’den iki yıl sonra Türk futbol dünyasının en sevilen yıldızlarından Metin Oktay “artist” olacaktır. Yalnızca bir tek filmle. Atıf Yılmaz’ın yönettiÄŸi “Taçsız Kral”la… O yıllarda “cim bom bom” alkışlarıyla futbol oynayan Galatasaraylı Metin Oktay fırtına gibidir ve de çok yakışıklıdır. Futbol dünyasındaki “krallığı” bir sinema yapıtıyla da “tescil” edilen Oktay’ın “ilk ve son film”i olmasına karşılık Varol Ürkmez’in oynadığı filmlerden farklıdır. Metin Oktay, kendi adı üzerine kurulan bir senaryoda oynadığı gibi çevresi de Gönül Yazar, Ajda Pekkan ve Ayten Gökçer gibi ünlü isimlerden oluÅŸturulmuÅŸtur.
Erman Åžener’in yorumuna göre: “‘Taçsız Kral’ adlı bu filmde hayalle, gerçek içiçe… Daha doÄŸrusu bazı bölümleri gerçek olaylardan yola çıkar ama farklı sonuçlara ulaşırken, bazı bölümleri tümüyle fantezidir.
Ünlü futbolcuların oynadığı filmlerin bir özelliÄŸi, maç dışı sahnelerde “figüran” olarak takım arkadaÅŸlarını da görebilmeniz. ÖrneÄŸin “Taçsız Kral”ın bir sahnesindeki Galatasaray ve Milli Takım kaptanı Baba Gündüz (Kılıç) gibi. BaÅŸrollerini BeÅŸiktaÅŸlı Birol Peker’le Åženol Birol’un paylaÅŸtığı “Åženol Birol Gool” adlı filmde ise Fenerbahçeli Şükrü (Binand) ile Ogün’ü…
Nejat Saydam’ın yönettiÄŸi “Åženol Birol Gool”ün öyküsü, balıkçılık yapan iki kardeÅŸin üzerine kuruludur. Daha sonra bir takıma yedek futbolcu olarak transfer olan kardeÅŸler, bir maçta sakatlanan futbolcuların yerlerine girince yaÅŸamları deÄŸiÅŸiyordu. İki ünlü futbolcunun karşısındaki yıldız da Fatma Girik’ti.
Futbol yıldızlarının ağır bastığı bu dönemde, ünlü güreşçi Koca Yusufun hayatı 10 yıl sonra ikinci kez çekilir. “Koca Yusuf”ta “MüthiÅŸ Türk” diye anılan güreşçiyi Özdemir Aydın, yurd dışında tanıştığı Jane Grefford’u da Fatma Girik oynar. Çetin Karamanbey’in yönettiÄŸi “Koca Yusuf” gerçek yaÅŸamla ilgili otobiyografik bir denemedir. Bu arada milli basketçi Yılmaz Gündüz “Yedi Canlı Adam”la Türk sinemasının “yerli James Bond”u olarak ortaya çıkıp bu tür çalışmalar yaparken, Zeki Müren’i de “Düğün Gecesi”nin bir sahnesinde boks ringinde görürüz.
“Pehlivan”
YeÅŸilçam 1970-80 yılları arası “spor filmleri” üretmeyi sürdürecektir. Ayhan Işık, “Åžampiyon”da ringe veda eden eski bir boksör tipini çizer. Sadri Alışık ve “Ne Hakem!”de Osman Babadan adlı komik bir futbol hakemini, Müjdat Gezen “Pembe Panter”de topu elleri yerine ayaklarıyla tutmaya çalışan kaleciyi oynar. Gerçekte Müjdat Gezen de eski bir sporcudur. Vefa’da futbol ve basket oynamıştır.
1980′li yılların öncesine dönüp kabaca bir toplam yaparsak, Türk sinemasına tutku sonucu ya da baÅŸka gizli amaçlarla giren bir dolu sporcu görürüz. Hatırladıklarımız kadarıyla yapımcı İsmail Gonca boksörlük yapmış; oyunculardan Önder Somer, Tunç Oral, Oktar Durukan, Orhan GünÅŸiray futbol, Hüseyin Alp basket oynamış; Hasan Ceylan bisiklet hakemliÄŸi yapmış, Yavuz Selekman ise güreşçilik… Elbette Türk sinemasının “sporcu oyuncular”ı bu isimlerle sınırlanmıyor. Daha baÅŸkaları var… ÖrneÄŸin, her filminde karate yapan, havalarda en uzun atlayışları gerçekleÅŸtiren Cüneyt Arkın’ı, Türk sinemasının “sporcu oyuncu”arında saymayacak mıyız? Her ne kadar sinemaya girdikten sonra kendini yetiÅŸtirse de…
Futbol öğelerini içeren güldürü filmleri Yılmaz Atadeniz’in “Biyonik Futbolcu”suyla devam eder. Maç sırasında sakatlanan bir kalecinin yerine yanlışlıkla ameliyat olan tombalacı rolündeki Aydemir AkbaÅŸ’ı “biyonik futbolcu” yapan sır, dizkapaklarındaki “yay”dır. Konusu ilginçtir ama, Kartal Tibet’in yönettiÄŸi Aziz Nesin uyarlaması “Gol Kralı” tam bir kara mizahtır. Ve saÄŸlam bir altyapısı vardır, futbolcuyu da Kemal Sunal oynar.
1980 sonrası filmlerde güreÅŸ, parçalı ilave sahnelerden oluÅŸur. Özellikle de Natuk Baytan’ın “Toprağın Teri”nde… Nesli Çölgeçen’in “Züğürt AÄŸa”sı, güreÅŸ olgusunu bütünüyle almasa da Åžener Åžen’in oynadığı aÄŸa, “güreÅŸ tutkunu”dur. Kendi de güreÅŸir ve köyünde şölenler düzenler. Giderek yok olmanın eÅŸiÄŸine gelen güreşçilik mesleÄŸini sorgulayıcı bir tavırla gerçekleÅŸtiren asıl önemli film ise “Pehlivan”dır. Tarık Akan’ın büyük bir baÅŸarıyla oynadığı Bilal Pehlivan babadan teslim aldığı mesleÄŸin sonunu, bir çöküşü yaÅŸamaktadır. Tıpkı aÄŸalık kurumunun çöküşünü yaÅŸayan “Züğürt AÄŸa” gibi…
1991′de bu kez 1972′nin Avrupa Boks Åžampiyonu oyunculuÄŸa soyunur. Bu “ÅŸampiyon boksör” Cemal Kamacı’dır. O da Metin Oktay gibi kendini oynar. Ve 1963-76 yılları arasındaki spor yaÅŸamı, “Benim Zaferim” adıyla çekilen filmin temel konusudur. Ne var ki, yönetmen Ünal Küpeli’nin iddialı boks filmi, beklenen ilgiyi görmez. Spor ve sinema iliÅŸkisi açısından bakıldığında, filmin tek özelliÄŸi konunun bir “ÅŸampiyon boksör”ün üzerine kurulmasıdır.
“Benim Zaferim”, 1990′lı yılların son spor kaynaklı filmi midir? EÄŸer eski yıllardaki deve güreÅŸleri ve onları antrenör gibi yetiÅŸtiren “sarvan”lar spor kültürü kapsamına giriyorsa, Tunca Yönder’in 1997′de çektiÄŸi, aynı konuya dayalı “Çökertme”yi de bu toplama almamız gerekiyor.
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.