Türk sinemasındaki ‘ötekiler’ Kürtler
Türk Sineması Ağustos 1st, 2008
Müslüm Yücel, ‘Türk Sinemasında Kürtler’ kitabında, sinema tarihinde Kürtlerin ve Kürt temasının izini sürüyor.
Kürtler üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Müslüm Yücel, “Türk Sinemasında Kürtler” kitabı Agora Kitaplığı tarafından yayımlandı. Yazar, sinema tarihi ile, çözülemeyen Kürt sorunun köklerine götürüyor okuyucuyu. Ve gündemden düşmeyen Kürt sorununun tarihsel arka planına ışık tutuyor.
Kitabın ismi ‘Türk Sinemasında Kürtler’ olsa da aslında yazar, bizlere Türkiye’deki sinema tarihi konusunda bir kesit sunuyor. Bu kesit içinde Kürtler ve Kürtlere yönelik uygulanan politikaların izlerini de bulabilmek mümkün.
Sinemanın bu coğrafyadaki gelişimini günümüze kadar ele alan yazar, bu süre içinde Kürtler’in durumu hakkında bilgilere yer veriyor. Bu sürede Kürtler’in içinde bulunduğu durumun başta edebiyata, daha sonra sinema perdesine yansımasını vermeye çalışıyor. Kürt kültürü üzerindeki asimilasyon ve Kürt kültürünü tasfiye girişimlerinin tarihini de ele alan Müslüm Yücel, bu politikaların müzik alanında yapılan ve Kürtçe’den Türkçe’ye çevrilen halk ezgileriyle başladığı görüşünü ortaya koyuyor. Özellikle Cumhuriyetle birlikte yeni tipte yaratılmak istenen toplum ve toplum yapısını kısa da olsa ele alıyor. “Geçmişe sünger çekme” olarak tarif edebileceğimiz bu yeni toplum anlayışında, Osmanlı ve Osmanlı geçmişini de buna katmaya durumu var. Uygulanan asimilasyon politikalarına birkaç örnek veren yazar, kitabın konusuna sadık kalmak için, bu örneklere kitabında başında yer veriyor.
Sinema tarihi
Ardından Türkiye’ye sinemanın geldiği dönem hakkında da okuyucuya bilgi veriyor.
Cumhuriyet dönemi boyunca toplumsal hareketlilik ya da toplumsal muhalefetin seyrine göre; Kürtler ve Kürtlerin talepleri de çeşitli şekillerde sanatın diğer alanlarına olduğu gibi sinemaya yansımış. “Türk sinemasına Kürtler köy filmleri etrafında gelişen gerçeklikle girmişlerdir; Mezarımı Taştan Oyun ve Kanlı Feryad. Bu iki filmi Baha Gelenbevi’nin Boş Beşik’i izler. 50’li yıllarda çekilen bu filmler köy gerçekliğinden uzaktırlar, köy sadece bir dekordur, köy manzaraları, ırmak kıyaları, dağlar filmlere görsel malzeme oluştururlar. Kürtler, işçi sınıfının yükselişi ve göçle birlikte sinemada ağırlık kazanır. Kürtlerin geldikleri kentler işlenir, hep kopup İstanbul’a gelenlerdir. Nerden geldikleri kent isimleri verilerek ifade edilmiştir, gelenlerin kim oldukları belirgin değildir.” (s.35)
Türk sinemasının ilk yıllarında Kürtler’in sinemaya yansımasını bu sözlerle anlatmaya başlayan Yücel, Kürt motifinin birer ‘figür’ olarak ele alındığını vurgulamış. Filmlerde, köyden şehre gelen insanların burada ‘medeniyeti’ öğrendiği ve köyden gelenlere ‘öteki’ gözüyle bakıldığına dikkat çeken Yücel, ‘öteki’ler içinde Kürtlerin ağırlıkta olduğunu da anımsatıyor okura… Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, başta Kürtler olmak üzere, diğer halklara yönelik başlatılan ‘ötekileştirme’ politikalarını okura hatırlatıyor. ‘Ötekileştirme’ politikalarından yoksul halkın da yer aldığını belirtelim. Zaten bu anlayışla şekillenmeye başlayan Cumhuriyet’le beraber süren sorunlar da günümüze kadar devam ediyor. Çözüm bekleyen sorunlara görmezden gelme ya da kendi egemen anlayışına göre şekillendirme yönünde gelen ‘çözüm’ adımları, sorunları daha da derinleştirmeye doğru götürüyor. Bunların başında Kürt sorununun geldiği ortada.
Yılmaz Güney öne çıkıyor
Tekrar kitaba dönecek olursak, yakın tarihte, ’80’li yılların ortasına kadar, Bilge Olgaç, Atıf Yılmaz, Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in de yer aldığı yönetmenlerin filmleri, Kürtler ve Kürt temasına yer verenler arasında. Bu yönetmenler ve yönetmenlerin konuyla ilgili filmleri kitapta ele alınıyor. Tabii bunlar içinde öne çıkan Yılmaz Güney.
Kitap hem Türkiye’deki sinema tarihi hem de Türk sinemasında Kürtler konusunda önemli bir çalışma.