284300.jpg

Cannes Film Festivali’nde, ‘Üç Maymun’ filmiyle ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan, törenden bir gün önce; “Jürilerin beğenileri değişebilir, bu nedenle beklentim yok” demişti. Ödül sonrası ise “Mutluyum” demekten başka bir yorumda bulunmadı..

Cannes’da yarıştığı ‘Üç Maymun’ ile ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın bu büyük başarısı; aslında Clint Eastwood, Steven Soderberg ve Dardenne Biraderler gibi önemli yönetmenlerin arasından sıyrılması anlamına da geliyor. Bu önemli ödülü almadan bir gün önce yaptığımız söyleşide Ceylan, ödül konusuna gelince, “Mütevazı olmak için söylemiyorum ama jürilerin beğenileri değişebilir, bu nedenle beklentim yok” demişti. Malum, mevzuyu değil ruh halimizi tercüme eden bir yönetmen kendisi. Yoksulluk, aşk ve ihanet gibi temaların etrafında dönen ‘Üç Maymun’da, çaresizce verilmiş bir kararın; domino taşı misali anne, baba ve oğuldan oluşan çekirdek aile üzerindeki etkilerini anlatıyor. Yani bu kez olaylar örgüsünü düğümlemiş gibi görünse de, yine kendi imzasını atarak insanlık hallerini önemsiyor.

ÖDÜL SONRASI KUTLAMA
Ödül aldıktan sonra arkadaşlarıyla Türk standında eğlenen, ödülü kutlayan ve tebrikleri kabul eden Ceylan, dün sabah ise mutlu olduğunun dışında söyleyeceği başka bir söz olmadığını söyledi.

‘Üç Maymun’un, gazetelerin üçüncü sayfa haberleri gibi bir konusu var, senaryonun çıkış noktası neydi?
Çok hatırlamıyorum ama bir gazete haberi de olabilir. Ebru (Ceylan) ile üzerinde konuşurken çıktı galiba. Bir babanın fedakarlığı üzerine gözlerimizi yaşartan bir şeydi galiba. Senaryo süreci o kadar kaotik bir süreç ki, başka şeyler devreye giriyor, değişiyor herşey. Ama zaten yıllardır peşinde olduğum, çevresinde dolandığım temalardı bunlar. Öyle durumlar var ki bunlar gerçekten başımıza gelmedikçe nasıl tepki vereceğimizi bilmek zor. Öncesinde hayal bile edemeyeceğimiz tepkiler bunlar. Mesela bir genci, çok sevdiği annesini tokatlamaya kadar götürecek ne olabilir? Böyle bıçak sırtı durumlar yaratmaya çalıştık.

Senaryonun yazım aşaması nasıl gelişti?
Ebru, ‘İklimler’in senaryosu üzerindeki hayati katkılarıyla beni şaşırtmıştı. Bu kez onunla daha profesyonel şekilde çalışmak istedim. İlk konuşmaların üzerine Ebru kaba bir taslak oluşturdu. Kışın, Kaz Dağları’nda bir otele kapanıp, bu taslağın üzerinde bir süre çalıştık. Bu kez senaryonun yapısı, eski filmlerime göre daha karmaşıktı. Detaylar dikkat gerektiriyordu. Bir süre sonra arkadaşımız Ercan Kesal da aramıza katıldı. Ercan’ın daha önce senaryo deneyimi yoktu ama ortak Çehov sevgimiz ve Türkiye’nin her yerinde yaşanmış zengin deneyimleri vardı. Üç kişi her gün biraraya geldik ve beyin fırtınası yaptık. Ama şunu da söylemeliyim ki bu senaryonun asıl mimarı Ebru’dur. Gerçekten beni ve Ercan’ı çok şaşırtan bir performans gösterdi. Filmin anahtar sahnelerinde kilitlendiğimiz sıralarda mucizevi çözümler üretti.

Diğer filmlerinizden farklı olarak ‘Üç Maymun’ kara film ve melodram türlerinden de esintiler taşıyor. Filmografinizde nerede duruyor bu film?
Bilmiyorum. Dışarıdan bakınca daha kolay görünen şeyler bunlar. Ama bu sanki senaryoyu yazarken, eski senaryolarıma göre daha az hakim olduğum bir alanda at koşturduğumu hissediyordum. Dolayısıyla bu filmde daha çok araştırma yapmak, daha çok tartışmak gerekti. Melodramayı severim ama inandırıcı bir düzleme çekildiğinde. Bunu yapmaya çalıştık.

İÇİMDEKİ KARANLIK…

Filmden de anlaşılacağı üzere, esasen kötülüğün ardındaki nedeni anlamaya çalışıyorsunuz diyebilir miyiz?
İnsanın doğasını anlamaya çalışıyorum. İçimizdeki kötüye karşı merakım var. Hayatı katlanılır kılmak için belki… Ya da kendi içimdeki karanlık beni de korkuttuğu için… Kötüyü tanımayan bir insan gerçekten iyi olamaz. Senaryo yazarken, çekimde ya da kurguda karakterlerimin içlerindeki karanlık güçleri, kötü yanları, zaafları ortaya çıkarmak için hep fırsat kollamışımdır. İyi ile kötünün her karakterde birarada oluşu ve bunun dengesi… Belki de bir karakteri inandırıcı kılan budur. Her karakterde bu dengeleri gözetmeye ve bu nitelikleri ortaya çıkaracak olaylar yaratmaya özellikle dikkat etmeye çalıştık.

Filmde aile içi iletişimsizliğin yanı sıra dış dünyadan izole olunmuş bir yaşantı da var değil mi?
Evet. Bu aile için, dünyada sanki onlardan başka hiç kimse yaşamıyormuş gibi bir dünya yaratmak istedim. Daha filmi yazarken bu dört karakter dışında kimsenin yüzünü göstermeyecek şekilde filmi çekebilir miyim diye düşünüyordum ve bir noktaya kadar da bunu yaptım. Renklerle de çalıştım bu izolasyonu sağlamak için. Birtakım detaylarla çevreleri olduğunu vurguladık, kadının ve oğlunun arkadaşlarının varlığını hissettirdik ama göstermemeyi tercih ettik. Yine de emin olamadığım ve korktuğum için birtakım çekimler yaptık tabii ki… Ama montajda daha emin olarak baktığımda ilk baştaki düşüncemin uygulanabileceğini gördüm ve onları koymadım.
Burada şalteri açıyor dönünce kapatıyoruz

Burası özgün sinemacılarınbaştacı edildiği bir yer ve siz debüyük ilgiyle karşılandınız. Bu ilgi sizi nasıl etkiliyor?

İlgi kısmı hoşumuza gidiyor ta-bii ama bazen dünya basınına söy-leşi vermekten o kadar yorgun dü-şüyorum ki, arada fırsat bulup bir-iki filme gideyim desem, uyuyupkalıyorum. Ama olsun, n’apalım.Buraya gelirken şalteri acıyoruz,dönünce de kapatıyoruz. Kısa birsüre olduğu için dayanıyoruz artık.Film dünyanın bir sürü ülkesinesatıldığı için, her ülke filmi vizyonasokacağı zaman, kendi ülkesininmedyasında söyleşi yayınlansınistiyor. O nedenle filmin satıldığıülkelerden gazeteciler söyleşiisteyince ‘hayır’ demek pek kolayolmuyor. Şimdi yapmasam vizyonaçıkacakları zaman ülkelerine çağırıpdaha çok yoracaklar. Neyse şikayetediyorum gibi görünmesin tabii,çok şanslı olduğumu düşünüyor vebuna şükrediyorum.
Aradığımızı Yavuz’u izleyince bulduk

İlk kez yakın çevrenizden uzaklaşıp, Hatice Aslan gibi tiyatro deneyimi olan ve Yavuz Bingöl gibi ünlü figürleri tercih ettiniz. Bu kararı nasıl verdiniz?

Kasting direktörüne amatör de olur, profesyonel de demiştim. Sadece deneme çekimine baktığımda, gözüme o karaktermiş gibi görünmesi önemli benim için. Ajans nedense hep eğitimli oyuncular gönderdi. Amatörleri de deneyebilmek için gazeteye ilan verdik. Baba rolüyle ilgili umutsuzluğa düştüğümüz bir dönemde, bir gazete haberinde Yavuz’un bir resmini gördüm. Bakışı hüzünlü ve derin geldi. Hemen ‘O Şimdi Mahkum’ ve ‘O şimdi Asker’ filmlerindeki oyunculuğuna ve sesine tekrar baktım. Deneme çekiminde çok minimal oynadı. Sonra Ebru ile, çektiğim testleri izlerken bize anında ‘aradığımız baba karakterini bulduk’ duygusunu verdi.
Doğaçlama severim el elden üstündür

Duruma göre değişebilirim,bukelamun gibiyim demiştiniz…

Çekimde pratik çözümler bul-ma konusunda söylemiştim onu.Mesela bir mekanla ilgili bir sorunçıkarsa hemen başka bir yereadapte olabilirim ama hikayeninözü konusunda değişmem tabii.Ama sette enerjimin çoğu oyuncu-larla uğraşmaya gider.

SINIRLARI OLMASI ŞART

Doğaçlamaya bakışınız nasıl?
Sınırları belli, dar bir alandadoğaçlama severim. Eğer oyuncu-da doğaçlama kabiliyeti hissetmiş-sem, biraz doğaçlama çekerim.Ama tabii belli sınırlar içindekalmak şartıyla. Zaten oyuncu, sahnenin dahaönceki çekimlerinden, sınırları aşa-ğı yukarı hissetmiş durumdadır.Oyuncuda bu yetenek azsa, fazlazaman harcamam. Bazıları hayalgücümü aşan şeyler çıkararak beni şaşırtır. El elden üstündür ve herkesin hayat deneyimi zenginlikler barındırır.

Röportaj: Esin Küçüktepepınar/ Sabah