09092007004925.jpgKutluğ Ataman’ın “Tanıklık”, Atom Egoyan’ın “Auroras” başlıklı videoları 10. Bienal’de sıra dışı bir yoldan Türk - Ermeni diyaloğu kuruyor.

İstanbul Bienali’nin ana mekânı Antrepo No:3’te karanlık bir odaya giriyorsunuz. Büyük bir ekranda farklı ırk ve tipten yedi kadın aynı öykünün cümlelerini paylaşıyor. Bir sürgünün, bir katliamın dinlerken katlanması zor, unutulması olanaksız acı anılarını anlatıyorlar. Anlatılan olay belirli bir yer ve zamanda meydana geldi ama ekrandaki kadınların herhangi birinin başına gelmiş olabilirdi. Büyük odanın içindeki küçük odada bulunan ekranda ise işitme duyusunu da belleğini de yitirmiş, yaşlı bir kadın kendisine çevrilmiş objektife hiçbir şey anlatamıyor. Kamera arkasındaki kişi ona ısrarla anlattırmaya çalışsa da yaşlı kadının çocukluğu, gençliği, kimliği belirsiz kalıyor.

Kim bu kadınlar, hatırladıkları ve hatırlamadıkları olay nedir? “Auroras” baÅŸlığını taşıyan ilk iÅŸin sahibi Atom Egoyan, “Tanıklık” adını taşıyan ikinci iÅŸin sahibi KutluÄŸ Ataman olunca zihnimizde bir yanıt ÅŸekillenmeye baÅŸlıyor. Bir Ermeni ve bir Türk sanatçının çalışmalarının ortak belleÄŸinde ‘acı hatıralar’la ve ‘bastırılmış kimlik’le iliÅŸkilendirilen, 1915 olayları elbette. Türk ve Ermenilerin ne bir araya geldiklerinde ne ayrı ayrı ele aldıklarında kavga etmeksizin, birbirini suçlamaksızın ve siyasallaÅŸtırmaksızın tartışamadıkları tabu, sanatın gücüyle kırılıyor.

Babasını, kardeşini ve kendisini büyüten, akraba olmadığını bildikleri ama ailenin bir bireyi sayılan Kevser Abla’nın Ermeni olduğunu keşfeden, Ataman’ın “Tanıklık”ı merak uyandıran, sorular sorduran bir iş. Ataman, ABD’de tanıştığı Ermenilerle yaşadığı farklı deneyimler üzerine Kevser Abla’nın geçmişini öğrenmek istediğinde artık çok geç olmuş. Kevser Ataman, iki kez Hacca gitmiş bir Sünni Müslüman olarak yatıyor kabrinde.

Egoyan, 1915’te ailesi öldürülünce ABD’ye kaçıp, sağ kalan kardeşini ararken kendini Hollywood yıldızı olarak bulunca bunu kaldıramayıp intihar eden Aurora Mardiganian’ın öyküsünü evrenselleştirmeyi tercih etti “Auroras”da. Aurora kendi öyküsünü anlatan filmde başrol oynamış ama promosyon turnesinde bunalım geçirmiş. Bunun üzerine dağıtımcılar ona benzeyen yedi kadın bulup turneyi sürdürmüş.

Toronto’da sergilendi
Yıllardır tanışan Ataman ve Egoyan’ın ortak projesi önce Toronto’da sergilendi. Ataman “Tanıklık, esasen benim tanıklığım. Türk vatandaşı olarak benim ulaşamadığım bir bilgi söz konusu. Bu bilgiye ulaşılamamasının sorumlularından bu işle hesap soruyorum. Bu bilgiye ulaşılamadığı sürece bunun üzerine yeni bir tarih kuramayız” diyor ve ekliyor: “Diyalog gerekiyor. Korkulacak bir şey yok. Dink olayına bakılırsa var, ama ben bunu kendi toplumum için yapmak istiyorum. Gerçekten geçmişte bir şey varsa bu yüzleşme mutlaka yaşanmalı, ileride tekrar edilmesin diye.”

Egoyan’ın yaklaşımı da Ataman’ınki gibi: “1918’de Aurora’nın hayatından uyarlanan filmin büyük kısmı kayıp. Aurora’nın sekteye uğrayan basın turnesi, büyük bir olasılıkla Hollywood’un travma geçirmiş bir kişiden şöhret yaratmaya çalışmasının ilk örneği. Bu, onun deneyimini ticari bir ürün olarak sömürme girişimiydi, kaldıramadı.” Egoyan’ın Aurora’yı temsil etmek için farklı tiplerden ve ırklardan kadınlar seçmesinin nedeni de onun tanıklığının evrensel olduğunu vurgulamak: “Her tür ırk ve kültür ırkçı nefretin kurbanı olma deneyimini yaşamıştır. Aurora’nın ifadesinin birçok ayrıntısı Ruanda’daki soykırımdan söz eden bir siyah kadın tarafından da anlatılabilir.” Yeni filminin çekimlerine hazırlandığı için İstanbul’a gelemeyen Egoyan, Ataman’la diyalog kurabildikleri için gurur duyuyor: “Kültürlerimiz arasında paylaşacak çok şey var. Büyük ebeveynlerim Osmanlı İmparatorluğu tebasıydı.”