‘Sonbahar’ Leopar’a doğru
Festivaller, Yarışmalar Ağustos 11th, 2008
‘Sonbahar’ın başrol oyuncusu Onur Saylak da Locarno’da.
61. Locarno Film Festivali’nde çok beğenilen ‘Sonbahar’, kendini ilk günden kabul ettirdi ve adını Altın Leopar’ın favorileri arasına yazdırdı.
LOCARNO(Radikal) - ‘Sonbahar’ın ilk gösterimi ardından yapılan basın konferansını yöneten kişi, “Yanımda filmin yönetmeni Özkan…” der demez, Özcan Alper hemen kesiyor sözünü: “Özcan, Özkan değil…” Haklı, yerinde bir uyarı. Alfabelerinde o sesi veren harf olsun olmasın, bir kişinin adını, hele festivalin yarışmalı bölümünde yer alan bir filmin yönetmeninin adını doğru dürüst telaffuz etmek en azından bir saygı ve incelik gereği olmalı. Küçük bir ayrıntı belki ama, farklı olanı umursamayan, hattâ içimizde öğüterek kendimize benzetmeye çabalaya baskıcı ruhun, bencil gururun küçük bir yansıması olarak da görülebilir. Kimlik sorununa, farklı kültürleri, dilleri, mezhepleri ve yaşam felsefelerini demokratik bir ortamda birleştirerek barış ve uyum içinde yaşatmayı başaran İsviçre’de, bambaşka bir ışık altında bakmak mümkün…
Ölüm oruçları ertesinde adli tıp raporuyla tahliye edilen Yusuf’un 10 yıl sonra memleketi Artvin’e dönmesinin ardından yaşadıklarını anlatan ‘Sonbahar’, Locarno’da çok olumlu tepkiler aldı ve ilk günden kendini kabul ettirdi, Altın Leopar’ın favorileri arasına girdi.
“Burada size biraz garip gelebilir ama, bizim ülkemizde tek dil, tek kültür gibi bir şey var. İlk kez Hemşincenin (Osmanlılar devrinde Müslüman olan Ermenilerin Türkçeden ve Ermeniceden farklı olan dilleri) konuşulduğu bir film olan ‘Sonbahar’ aslında birçok ilkleri buluşturuyor. Onur Saylak gibi birçok oyuncunun ilk filmleri, yapımcının ilk filmi, benim ilk uzun filmim ve ilk kez Locarno’da yarışmaktan çok mutluyuz…” diyen Özcan Alper, anlatılanlarının tümünün, bir bölümüne doğrudan tanık olduğu yaşanmış olaylardan kaynaklandığını, hatta daha acı gerçekleri dile getirmekten kaçındığını ve filmin her şeye karşın umut ışığı içerdiğini vurguluyor.
Romantik sosyalizm
Locarno’nun sinefil izleyicileriyle yapılan açık hava toplantısında, gazetecilerin sorularından daha ciddi, daha derin sorular gündeme geliyor. Klasik anlamda politik bir film olmayan ‘Sonbahar’ın gerisindeki çok boyutlu politik ve toplumsal temaları kavrayan, Türkiye’deki gelişmeleri de yakından izlediği belli olan İsviçreli bir izleyici, “Sosyalizme gönül verdiği için 10 yıl hapis yatan Yusuf karakteri bugünün Türkiye’sinde üniversite öğrencisi olsaydı, AKP’nin mi, yoksa Kemalistlerin yanında mı olurdu?” diye soruyor. “Her ikisinin de karşısında, daha özgürlükçü bir toplum için savaşırdı. Bugün Kemalistlerle Türk ordusunu aynı planda tutanlar çoğaldı. Halbuki, 1980’li yıllarda ordunun iktidara sahip olduğu dönemde, ilerici sol akımların önünü kesmek için ABD’nin öngördüğü ‘Ilımlı İslam’ politikası desteklendi. Bu nedenle, günümüzdeki durumdan Türk ordusu da sorumludur. Yusuf karakterinin gönül verdiği sosyalizm ise, bir noktada Rus edebiyatından kaynaklanan romantik bir sosyalizm anlayışıdır. Ne yazık ki, 1990’lı yılların başında Yusuf gibi birçok üniversite öğrencisi, Avrupa ülkelerinde doğal sayılan kimi görüş ve tepkiler nedeniyle, modeli Avrupa’dan gelen F tipi cezaevlerinde çürütülmüşlerdir” yanıtını alıyor…
Piazza Grande’de, Amos Gitai’ye Altın Leopar onur ödülünü vermek için sahneye çağrılan Fransız Sinemateği Başkanı Serge Toubiana, “Sağlam bir filmin ortaya çıkabilmesi için, yönetmenin bir ayağı sinemada, öteki ayağı da iyi tanıdığı topraklardaki gerçek yaşamın içinde olmalıdır” diyor… Özcan Alper’in başarısının gerisinde de bu gizli. Yaşanılan acıları derin kimliğinin özsularında damıtarak, köklerini saldığı yörenin insanlarının gerçek öykülerini sinema sanatıdan vazgeçmeden, şiirsel dille anlatabilmek…
“‘Sonbahar’ Leopar’a doğru yazısı için 1 Yorum yapıldı.”
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.
Ağustos 17th, 2008 at 01:39
nkrtlbqlkowyyyoeltrzdaeprlsesz