‘Festivaller için film yapmak yanlış’
HABERLER Eylül 6th, 2007
Venedik Film Festivali’nin büyük jürisinde yer alan Ferzan Özpetek ‘Festival yönetimi mümkünse aynı filme birçok ödül vermememizi rica etti bizden. Halbuki ben bir filme beÅŸ ödül birden verebilirim’ diyor. Özpetek, Amerikalı ünlü bir kadın oyuncunun rol alacağı filmini Türkiye’de çekecek.
Dünyanın en eski festivalinin 75. yıldönümünde, Altın Aslan ödüllerini belirleyecek yedi yönetmen arasında yer almak Ferzan Özpetek’i hem çok heyecanlandırıyor, hem de gurur veriyor. Çok kültürlü kimliÄŸini, Çin’den Meksika’ya dek farklı coÄŸrafyalardan gelen bu yönetmenlerin bir bölümüyle paylaÅŸmak Ferzan Özpetek’i ayrıca sevindirmiÅŸ..
“Jüriyi sunarken, beni İtalyan-Türk yönetmen diye tanıttılar. Türk-İtalyan diye tanıtmalarını tercih ederdim” diyerek, Türk kimliÄŸinin önce geldiÄŸini vurguluyor. Yoksa İtalyanların kendisine gösterdiÄŸi sevgiden son derece mutlu. Bu ülkede hiç de yabancı hissetmiyor kendini. Gerçekten de, İtalya, örneÄŸin Fransa’nın Magrip kökenli bir yönetmene bakışından çok daha öte, ‘kendinden’ görüyor Ferzan’ı… Özümsemeye çalışmadan, her türlü farklılığına ve sanatına saygı göstererek seviyor ve en iyi çalışma koÅŸullarını sunuyor. Gelecek ay, çaÄŸdaÅŸ yazar Melania Gaia Mazzucco’nun tanınmış romanından uyarlanan 7′nci filmi ‘Mükemmel Bir Gün’ün (Un giorno perfetto) çekimlerine baÅŸlayacak Ferzan Özpetek’le Venedik’te sinemadan güncel politikaya kadar deÄŸiÅŸik konularda söyleÅŸtik.
Yarışan filmlerin düzeyi yüksek, karar vermek herhalde zor olacaktır.
Her ÅŸeyden önce böyle bir jüri içinde olmaktan çok mutluyum. Dünyanın dört yanından gelen yaratıcı yönetmenlerle günlük yaÅŸamı paylaÅŸmak, filmleri tartışmak, sohbet etmek, deÄŸiÅŸik konularda konuÅŸmakçok hoÅŸ. BaÅŸkanımız, filmlerini çok beÄŸendiÄŸim Zhang Yimou, harika bir adam. Üstelik, benim gibi çiftkültürlü birçok yönetmen var aramızda: Verhoeven hem Hollandalı hem Amerikalı, İnarritu da Meksikalı ve Amerikalı… Karar aÅŸaması tabii zor olacak. Festival, mümkünse aynı filme birçok ödül vermememizi rica etti bizden. Halbuki ben bir filme beÅŸ ödül birden verilebilmeli diyorum. Hak ediyorsa neden olmasın? Tartışmalarımızın baÅŸka bir doyurucu yanı, zaman zaman filmlerimize karşılıklı göndermeler yapmak: ‘Ferzan’ın ÅŸu filmindeki o sahneden yola çıkarsak…’ gibi.
Aslında, jürideki diğer yönetmenlerin benim sinemamı fazla tanımadıklarını sanıyordum. Yanılmışım, mesela Paul Verhoeven bütün filmlerimi izlemiş. Bu beni hem şaşırttı, hem de sevindirdi.
Festivallerarası rekabeti, Amerikan sinemasının ağır toplarına verilen yeri ve gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuda Cannes, festivallerin en farklısı. Yarışmaya birkaç Amerikan yapımı ya da görselliÄŸi öne çıkan kimi filmleri alsa da, ‘auteur’ sinemasına çok fazla yer veriyor. Marco Müler ise daha geniÅŸ kitlelere seslenen filmlere ve UzakdoÄŸu sinemalarına geniÅŸ yer tanıyor. Ben Müller’in yaptığı seçimleri beÄŸeniyorum. Cannes’ın seçimlerini de beÄŸeniyorum ama, ‘Festivaller için film yapmak’ gibi bir eÄŸilimi hiç doÄŸru bulmuyorum. Kimi yönetmenler, festivaller için film çektikleri izlenimi veriyorlar; bu çok kötü bir duygu. Her zaman ÅŸunu düşündüm: En önemlisi, seyirciyi bir ÅŸekilde filmin içine almaktır; ama inandığınız, doÄŸru bulduÄŸunuz biçimde almaktır.
Son filmim ‘Bir Ömür Yetmez’ için, dağıtım ÅŸirketi Medusa Film, “Ferzan, iki adamın öpüşme sahnesini koymazsak, film bir milyon daha fazla seyirci yapabilir” dedi. Sahneyi çıkarmadım. İnsanlar belirli bir ÅŸeyler görüyorlar, yaşıyorlar hayatlarında; bir de farklı, baÅŸka bir ÅŸey görsünler, yani alışsınlar dedim. Hayat öyle bir noktaya geldi ki, artık her ÅŸeyi görüyor, her ÅŸeyi deÄŸerlendiriyoruz. ‘Öpüşme sahnesine biz de karşı deÄŸiliz ama, giderek katılaÅŸan günümüz İtalyası’nda ticari açıdan daha iyi olur’ dediler. Film o sahneyle bile 2 milyon izleyici toplayıp İtalya’da 7′nci sıraya çıktı ve iki haftadır en çok satılan DVD! Bu, çok hoÅŸuma gidiyor. Bazan da tam tersi oluyor.
Çekimlerine hazırlandığım filmdeki bir eşcinsel karakteri, romanda olmasına rağmen, yüzeysel ve sıradan bulduğum için senaryodan çıkardım. Önemli olan hayatın içinde olabilmek, en doğru olanı yapabilmek; o karakteri koyup bunu çıkarmak değil. Aslında, dünyada gözlemlenen genel katılaşma karşısında, hoşgörüsüzlüğe karşı çıkmak, birtakım kurallara karşı gelmek, biraz da bizim görevimizdir diye düşünüyorum. Bu bağlamda, sinema festivallerinin önemli görevlerinden biri de, yenilik getirmek ve değişik bakış açıları sunmaktır. İzleyicisini farklı şeylere bakmaya alıştırmaktır.
Bu nedenle, Ang Lee’nin burada yarışan filminin Antalya’da açılış filmi olarak düşünülmesini çok olumlu buldum. Bu cesur tavrın arkasında durmak gerekir. Festivallerde sansür ve yaÅŸ sınırlaması getirilemez; belki bir ön uyarı yapılabilir, o kadar. İnsanların hayatta yaÅŸanan ÅŸeyleri görmeleri lazım. Bu arada unutmayalım ki, olaylara ÅŸematik gözlüklerle, önyargılarla bakmak Avrupa’da da giderek artıyor. Müslümanım dediÄŸinizde size acayip bakıyorlar. İçki içmenizi anlayamıyorlar. Türkiye’yi anlayamıyorlar. Buraya ilk geldiÄŸim gün, birkaç Batılı gazeteci, “Bugün sizin için hüzünlü bir gün olmalı” dediler. ‘Niye’ diye sorunca, “Türkiye’de eÅŸi başörtülü biri cumhurbaÅŸkanı seçildi’ dediklerinde çok rahatsız oldum; karşı çıktım. Politik konular dışında, Abdullah Gül’e insan olarak baktığımda, içgüdüsel olarak kendisini çok seviyor ve bugüne kadar yaptıklarını takdir ediyorum. Karısıyla birlikte, buram buram insan ve sevgi kokuyorlar; öyle duyumsuyorum.
Çekimine hazırlandığınız filmden sonra, başka bir projeniz var mı ?
Var. Beni çok heyecanlandıran bir film olacak. BaÅŸtan sona Türkiye’de geçen ve çok sevdiÄŸim, çok beÄŸendiÄŸim ünlü bir Amerikalı kadın oyuncunun rol alacağı bu filmin senaryo çalışmalarını sürdürüyoruz.
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.